KİŞİSEL

Harem Fuhuş Yuvası Değildir

Girilmesi yasak yer anlamına gelen harem, genellikle ev resinin kadınları, cariyeleri ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı yer demektir. Haremin asıl adı Darüssaade olup saadet evi manasına gelmektedir. Harem hayatı Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren mevcut olmakla beraber teşkilatlandırılması Fatih Sultan Mehmed zamanında gerçekleştirilmiş olduğu söylenilebilir.

Yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen haremde her ailenin namusu, kutsal bir köşe olan harem kutsallığın ve mahremiyetin simgesi kabul edilirdi. Osmanlı padişahlarının hususi hayatları ve kadın efendilerin, ikballeri ve cariyelerin evleri sayılan haremler, sık sık karışık ve karanlık iddalarla karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda kaleme alınmış olan eserler harem hayatının aydınlatılması konusuna yardımcı olmakla beraber bu eserlerin hiç biri haremi saran kalın duvarların esrar perdesini ortadan kaldıracak kadar ışıklı olamamıştır. Yerli eserlerin eksik ve yanlış izahları harem teşkilatını ve haremdeki kadın efendi, ikbal, usta, kalfa ve cariyelerin özelliklerini, vazife ve hayatlarını anlatacak durumda değildir. Ecnebilerin yazmış oldukları eserler ise çoğunlukla hayal ürünü olup kulaktan kulağa gelenlerin yazı ve resimle ifadesinden ileri geçememiştir.

Osmanlı hükümdarları, erken dönemlerde bulundukları yerin şöhretli kişileri, Anadolu Beyleri’nin, Bizans İmparatorları’nın, Sırp ve Bulgar Kralları’nın kızlarıyla evlenmişlerdir. Bu evlilikler hissi olmaktan çok siyasi amaç gütmekteydi. Osmanlı Devleti bu politikası ile akrabalık yoluyla kuvvetlenmeye veya karşısındakinden miras isteyerek toprak ele geçirmeyi amaçlamış olmalıydı. Bu evlilikler Bizans İmparatorluğu’nun yıkılmasına kadar devam etmiş, Fatih döneminde ise harem devşirmelerden oluşmuştur.

İlk cariyeler savaşlarda ve ele geçirilen topraklarda esir edilen güzel yada tam azatlı kızlar arasından seçiliyordu. Hareme alınan cariyelerin ikinci kaynağı ise devlet adamlarının padişahlara vermiş oldukları armağanlardır.

 Genellikle cariyeler üç kısma ayrılıyordu: 

1- Haremde türlü hizmetleri gören cariyeler

2- Satılmak için alınan cariyeler

3- Odalıklar

Esasen batılı yazarlar ve yerli batılı zihniyetler kaleme almış oldukları yazılarında sadece odalıklar grubuna dahil olanlar cariyeler ile ilgilenmişlerdir. Bilmeyenler için açıklık getirelim cariyelerin bir çoğu hareme hizmet görmek için alındığından idareciler tarafından çamaşır, külhan, kiler, sofra gibi hizmetlere verilirlerdi. Hareme alınan bir cariyeye ilk olarak  yeni bir isim verilirdi ki burada genellikle Farsça isimler tercih edilirdi. Hareme alınan cariyelere kalfalar tarafından terbiye, nezaket, büyüklere karşı saygılı olma hakkında bilgiler ve dini eğitim verilirdi. Harem halifenin evi olduğundan herkes ibadetini yapmalı ve Kur’an okumalıydı. Okumanın yanında müsait cariyelerin bazı müzik aletlerini  çalmayı, şarkı söyleyip oyun oynamayı öğrendikleri de bilinmektedir. Bunların dışında cariyeler dikiş dikmesini, dantela işlemesin, örgü örmesini de iyi bilirdi.

Padişahların odalıklarını nasıl seçtiklerine dair türlü türlü açıklamalar yapılmıştır. Bunlardan bazılarına örnek verecek olursak; Venedik Elçisi O. Bon, padişahın cariyelerin önünden birkaç defa geçtikten sonra hoşuna giden cariyeye mendil verdiğini, ardından da geceyi kendisiyle geçirdiğini belirtmiştir. Ki Madam Montegü hariç diğer Avrupalı yazarlar da bu bilgiyi pek çok kez kopyalayıp kullanmışlardır. Yine batılı yazarlara göre padişahın has odalıkla ilk cinsi münasebeti şu şekilde olurdu; cariye güzelce yıkanıp süslendikten sonra geceyi padişah dairesinde geçirirdi, sabah olunca daireden ayrılan padişah memnuniyet derecesine göre cariyeye para, mücevher, elbise vb. gibi hediyeler gönderirdi. Başka bir batılı görüşe göre hünkarın yatak odasına giren odalık yerlere kapanır, sürüne sürüne padişahın yatağına kadar ilerler ve padişahın hizasına gelince yatağa girerdi.

Genel olarak batılı yazarlar odalığın hünkarın yanına girmeden önce yıkandığı süslendiği konusunda birleşmektedir. Aslında Türkler’de evlilik geleneklerine baktığımızda gerdeğe girmeden önce gelinin hamama götürüp yıkandığını görebilmekteyiz. Yere sürünme meselesine gelince, bu görüş batılıların bir tür fantezi ve hayal ürünü olsa gerek. Haremin dünya ile ilgisini kesmiş yasak bir şehir olarak kabul edilmesi ve haremde yaşayanların dışarı ile münasebetlerinin çok az olması burada yaşananların dışa sızdırılmasını son derece engellemekteydi. Haremin gizli kalışının önemli sebeplerinden birisi de sarayların çok kalın ve yüksek duvarlarla çevrili oluşu ve sıkı kontrol altında bulunuşudur. Osmanlı padişahlarının uzun müddet oturdukları Topkapı Sarayı da  bunu kolayca izah etmektedir sanırım. Gizliliği ve mahremi böylesine korunmuş olan bu teşkilat hakkındaki ortaya atılan iddiaların  neye ve kime göre dile getirildiği ise bilinmemektedir.

Sultanların cariyeler ile ilişkiler kurmaları daha ziyade siyasi bir kaygı ve hanedanın devamlılığı için daha çok erkek çocuk sahibi olma düşüncesinden kaynaklanmıştır. Bu sebeple harem teşkilatı bir hanedan politikasının gereği olarak yorumlanmalıdır. Padişahın yüzlerce genç ve güzel kadını haremine hapsederek istediğine eriştiğini zanneden batılı zihniyetleri bu noktada düş kırıklığına uğratmak zorundayız.

 

Etiketler

Sonra bunları okuyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir